"ağzına bi parmak bal çalınmak"
kilit kelime: "bi parmak"
balın tadı: "bi parmak" tan dolayı acı
sorular: "sadece bi parmak mı var?"
"bu parmağın üstündekinin çıktığı yer neresi?"
"kimsin sen yaa?"
muhtemel sonuçlar: "sonrasının olmayacağını anladığında baldan geçip parmaktan akacak kana susamak"
not: devamı gelecek. kısalığının sebebi; kan kokusunun baş döndürüsü...
23 Nisan 2011 Cumartesi
anlamaya çalışıyordu kafasının içinden domino etkisi gibi akıp giden şeylerin herbirini, ayrı ayrı. uzandığı yerden başını hafiften kaldırdığı vakit pencereden dışarıyı görebiliyordu, hiçbir binaya, hiçbir duvara, bacaya, antene, ağaca çarpmadan doğruca gökyüzünü görebiliyordu. cenin gibi kıvrılıp ceset gibi katılaşmıştı durduğu yerde. duruşuna aykırı tek şey hafiften kalkık kafasının üzerinde arada bir kırpılıp onun dışında boşluğa çakılan gözleriydi. bal kaymak gibiydi halbuki bulutlar, ekmeğe siner gibi, kenarından akar gibi akıyordu mavinin üstünde. bulut olası gelirdi kişinin; üstünü örtesi, içine giresi ama illaki değesi gelirdi. ete kemiğe yeni bürünen yanın gözünde, el hizasında bulutlar, değmek meseleden bile değil; bi adımlık, iki kulaçlık mesafede. mesele sadece taş yanında, canı, nefesi kesilmiş kısmında.
iki kişiydi bedeninde, canında, gözünde, gördüğünde. şimdilik elbette. bazen üç, beş, yedi...başının orta yerinden bi eksen geçmekte, ekseni kesen sonsuz dik doğruyla bölünmekteydi içindekiler de. bir değildi hiç bi zaman tam olarak.
çoğu vakit, habis olandı yanına gelen, ateşler yakardı içinde, tenekeler çalardı, kötüye evirirdi olan biten herşeyi, cenin gibi kıvrılıp kulak tıkayan yanının arkasından kötüyü üflerdi, o yüzdendir ki bi yanının canı çekilir, katılaşırdı. kimileyin yanına yoldaş diye ekseninden bölüneni getirdi koyardı, ona deyip ondan beklerdi. gelmese mesela sesleniverirdi.
öylece baktı gökyüzüne benlikleriyle birlikte. kafasından akıp geçenler... tabur gibi dizildi gökyüzüne, her yanı kapladılar. çoklar mıydı, ufak olduklarından mı kaplamışlardı koca göğü; yoksa azlardı da çok mu beslemişti, büyütmüştü, bilemedi. durmadı bu sorunun üstünde. tabur silah kuşandı, kendi de silahlıydı. tozdan dumandandı galiba, bi gözde galip olandı bi gözde mağlup. çokça ses oldu, çokça toz, yetmedi yağmur yağdı, yetmedi zelzele koptu.
korkmadı çok, hep böyle gelirlerdi. hem hepten korkusuz olmuştu artık, etinin delinmesinden korkmuyordu, kanının akmasından da öyle. oyuncak asker gibiydi, kurulu gibi. korkmuyorsa eksilmekten niye silahı hala elindeydi? sesler arttı, düşenler kalktı aklından geçenlerle birlikte. yeniden doğruldu silaha. ağırdan kesilmeye başladı sesler, az daha, biraz daha... bitti.
çekti gözlerini gökten, devirdi vücudunu sırtının üzerine, yaydı bacaklarını. sağa sola bakındı biraz, gerindi, derin nefesle birlikte kaldırdı vücudunu. mutfağa doğru attı adımlarını, canının isteyip istemediğini bilmeden bi çay koydu.
iki kişiydi bedeninde, canında, gözünde, gördüğünde. şimdilik elbette. bazen üç, beş, yedi...başının orta yerinden bi eksen geçmekte, ekseni kesen sonsuz dik doğruyla bölünmekteydi içindekiler de. bir değildi hiç bi zaman tam olarak.
çoğu vakit, habis olandı yanına gelen, ateşler yakardı içinde, tenekeler çalardı, kötüye evirirdi olan biten herşeyi, cenin gibi kıvrılıp kulak tıkayan yanının arkasından kötüyü üflerdi, o yüzdendir ki bi yanının canı çekilir, katılaşırdı. kimileyin yanına yoldaş diye ekseninden bölüneni getirdi koyardı, ona deyip ondan beklerdi. gelmese mesela sesleniverirdi.
öylece baktı gökyüzüne benlikleriyle birlikte. kafasından akıp geçenler... tabur gibi dizildi gökyüzüne, her yanı kapladılar. çoklar mıydı, ufak olduklarından mı kaplamışlardı koca göğü; yoksa azlardı da çok mu beslemişti, büyütmüştü, bilemedi. durmadı bu sorunun üstünde. tabur silah kuşandı, kendi de silahlıydı. tozdan dumandandı galiba, bi gözde galip olandı bi gözde mağlup. çokça ses oldu, çokça toz, yetmedi yağmur yağdı, yetmedi zelzele koptu.
korkmadı çok, hep böyle gelirlerdi. hem hepten korkusuz olmuştu artık, etinin delinmesinden korkmuyordu, kanının akmasından da öyle. oyuncak asker gibiydi, kurulu gibi. korkmuyorsa eksilmekten niye silahı hala elindeydi? sesler arttı, düşenler kalktı aklından geçenlerle birlikte. yeniden doğruldu silaha. ağırdan kesilmeye başladı sesler, az daha, biraz daha... bitti.
çekti gözlerini gökten, devirdi vücudunu sırtının üzerine, yaydı bacaklarını. sağa sola bakındı biraz, gerindi, derin nefesle birlikte kaldırdı vücudunu. mutfağa doğru attı adımlarını, canının isteyip istemediğini bilmeden bi çay koydu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)