lakin ben ve vücudum ayrı yaratıklardık bu sabahın bu vaktinde.
bu sabah, bişeylerin altından arasından boğuk fakat hala nahoş çalan telefon alarmını duyunca, günü ve vakti idrak eden aklım ve içim sevindi. aklım bu saatte uyanık olan bi ben olayım diye gecesinde nereye koyduğunu düşündü ötüp duran sevgili aletini. buldu, kandırdı ve masanın yastığımı görmeyen uzak ucuna bıraktı. aslında bunları yapan vücudumdu. perdeye uzandım, aralıktan günün bu vaktinin rengine baktım evvela, sonra camı açtım. perdeyi biraz sağ baştan biraz sol baştan araladım, perdeyi ortaya bi yere topladım. yatağın hangi ucuna geçeceğime kara veremediğimden yapmıştım bunu, hangi ucundan izlemek istediğimi bilemediğimden. kararımı verdiğim ucunda ay hala batmamıştı. gecesinde dinlerken uyuyakaldığım yeni türkü nün bi şarkısı vardı göğün ve günün bu vaktinde. 'akasya kokulu sabahlar' ı dinlerken, evet, içime çektiğim akasya kokulu bi hava yoktu ortalıkta. lakin üçüncü tekrardan sonra uykuya salan, haftanın diğer günlerinde, telefonumun bu saatinde olmayan serince bişeyler vardı.
dışarımla içerimin harbi sonucu; bi vakit biri galip, bi vakit diğeri. en sonunda ortada bi sessizlik, hafiften serinlik..