kabullerimiz var son tahlilde: dünya tekinsiz bir yer ve piyasa denen midelere zarar bir nesne var. aktörleri var bu işin, figüranları var. zorla oyuna sokulanları var, güle oynaya oynayanları...geniş oyun grupları arasında irili/minili temaslar var. kim, neci anlaşılmayacak kadar flu bir görseli; gökdelen tepesi yerin dibi uzaklığındaki kadar adaleti var bu işlerin.. nitekim tekinsiz bir yer, üzerinde koştur koştur dolandığım tabanımın altı..
bişeyler öğreniyoruz; hoş, nahoş...
inşa ediyoruz nitekim; amele işçisiyiz inşaat temelinin, döpiyesli fikir taşıyanı yahut camekanlı plazanın..
Not : başka bir şirketin yine turuncu renkteki masa ayracı fonunu arkasına almış klavyesinden bildiriyoruz ki
okul fişlerinden kalma bir heves var bi yerlerde, beş duyumuzdan birinin minicik uyarılmasına bakan.
ve yine eklemek isteriz ki; Işık, büyüdün artık kızım, vakti geldi.. bundan sonra arada şarap da içmeli...
duramam, durursam bi daha koşamam
24 Ocak 2013 Perşembe
17 Aralık 2012 Pazartesi
dalgınlık anlarına mı denk geldi bilmiyorum ama, radioparadise' ı açık unutmuşlar.. :)
nasıl bi keyif çalışırken burayı dinlemek, ben bunları yazarken Andrew Bird-Desperation Breeds diye bi şeyin çalması, havada yağmurla birlikte bir de umut olması.. nasıl da keyifli, nasıl da tehlikeli şeyler var tepemde gezen...
nasıl bi keyif çalışırken burayı dinlemek, ben bunları yazarken Andrew Bird-Desperation Breeds diye bi şeyin çalması, havada yağmurla birlikte bir de umut olması.. nasıl da keyifli, nasıl da tehlikeli şeyler var tepemde gezen...
4 Aralık 2012 Salı
Bi mesai arasından...
nasıl özledim aslında buraya yazı yazmayı... daha doğrusu bi yerlere bişeyler yazmayı; iç dökmeyi, iç çekmeyi, tahlil etmeyi, tahlil olmayı... :)
sanki yine bi vakit geldi... yine denemek için yeni bi vakit. biraz can yakıcı, sıkıcı, üzücü bi durum olsa da alışkanlıklarından vazgeçme, bi adım atmak gerek yine galiba. işten ayrılmaya karar verdim. arkasından ya yeni bir iş yahut hevesim dürtüklediği bir avrupa gezisi gelicek. bikaç ay daha beklemek gerek şimdilik...
neyse.. aslında iyi ve kötünün harmanıydı bu zamanlar.. bu zamanlarda iyisi diyebileceğim şeyler yaptım. isten çıkara çıkmaz bi filme yetiştim, tıpkı öğrenciliğimde olduğu gibi geniş adımlarla. beyoğlu nda küçük bir sinema salonunun ekranın en rahat görebileceğim orta noktasını hesapladım ve yeniden hayale daldım... 'azrail i beklerken' filmdeki adam yatağının başucunda ona baktım. sevdiceğinin peşinden koşarken bi adım arkasında konuşlandım. ciğerine çektiği sigara dumanını dışarı verirken kapalı mekan yasağını çiğneyip burnuma gelenden nasiplendim :) türk filmleri gibi bitirdikleri sonunu izlerken, çocukluğumun hatrına eyvallah çekip sorgulamadan fazla hatırlanacak sahnelerime ekledim.
bir de bir çift ses vardı, dedikleri dili anlamadığım. araya vasıta koymadan dinledim, tavana değdikten sonra sesleri, kulağıma geldi. iyisiydi bunlar son vakitlerimin..
neyse, mesai başlamadan evvel bir zor karar bir de iyi zamanlar bırakmış olayım şimdilik. ne kötüsünü tek başına yazabiliyorum buraya, ne de iyisini... karma bi hayat bu; hem karılarak ve dahi kavrularak yaşıyorum... bi de bu aralar sık sık sabrediyorum...
23 Ekim 2012 Salı
Mental Dünya Burası
böyle yaz.. böyle yazı mı olur...
bunu dinliyorum şimdi... içerim hallerini gidermek için başka şeyler dinlemem gerek ama canımın istediğini yapıyorum ben ve de evet canımı yakmak istiyorum.
kimseye kızamamak tam olarak... net olan şey bu sanırım, yapamadığım şey bu. ne kötü tam olarak kötü ne iyi tam olarak iyi.. sentez evrenin antitez olmaya çalışan durumları karşımda, ben farkındalıkla canımı yakmaktayım.
biz içimiz yeşilini hatırlasın diye eskiyi kurcalarız arada; eski sahneler, eski kitaplar, onların mimli cümleleri, eski şarkılar... eskiyi aradı diye gözlerim okul sonrası, test arası vakitte yahut üniversitede yurt odası, kantin köşesi bi yerde izlediğim çemberimde gül oya sahnelerine baktık bi heves. üstüne uzuuun uzun yazmak isteği olsa da hep içim de bugün sepyaya çalan sarısına sığınmak istiyorum sadece. tek kelime çıkarmak istemiyor ağzım, tek biri bile külfet ağzıma...
ben kedileri sevmem aslında, sanırım korkuyorum bi yerimi tırmalayacaklar diye. bugün istiyorum ki koyayım başımı bir koltuğa, bi kedi başımda olsa, saçlarımı okşasa...
bunu dinliyorum şimdi... içerim hallerini gidermek için başka şeyler dinlemem gerek ama canımın istediğini yapıyorum ben ve de evet canımı yakmak istiyorum.
kimseye kızamamak tam olarak... net olan şey bu sanırım, yapamadığım şey bu. ne kötü tam olarak kötü ne iyi tam olarak iyi.. sentez evrenin antitez olmaya çalışan durumları karşımda, ben farkındalıkla canımı yakmaktayım.
biz içimiz yeşilini hatırlasın diye eskiyi kurcalarız arada; eski sahneler, eski kitaplar, onların mimli cümleleri, eski şarkılar... eskiyi aradı diye gözlerim okul sonrası, test arası vakitte yahut üniversitede yurt odası, kantin köşesi bi yerde izlediğim çemberimde gül oya sahnelerine baktık bi heves. üstüne uzuuun uzun yazmak isteği olsa da hep içim de bugün sepyaya çalan sarısına sığınmak istiyorum sadece. tek kelime çıkarmak istemiyor ağzım, tek biri bile külfet ağzıma...
ben kedileri sevmem aslında, sanırım korkuyorum bi yerimi tırmalayacaklar diye. bugün istiyorum ki koyayım başımı bir koltuğa, bi kedi başımda olsa, saçlarımı okşasa...
8 Ekim 2012 Pazartesi
barış bıçakçı okuduğum zaman mutlu olabiliyorum artık. yenilerini değilse de eski bikaç şarkıyı koşar adım yürür vaziyette dinlerken ya da. eskiden izlediğim filmlerin mimli sahnelerine dönüp bakarken nefes alabiliyorum, yahut taş döşemelerin üzerinde çıplak ayak yürüdüğümü hayal ettiğim vakit.
güne düşemiyorum artık... düşüp de içinden cevher çekemiyorum yada..
ne yapabilirim diye kafayı patlatacak kadar düşünüyorum da 'zaman' ile yapabileceklerimi terazinin kefelerinde eşitleyemiyorum.
basit cümlelerle tabir etmem gerekirse çok sıkıldım.. devam etmek için birden fazla nedene ihtiyacım var sanırım. bulamazsam küsüp çekilesim var üstelik..
'oynamıyorum ben' diyesim...
güne düşemiyorum artık... düşüp de içinden cevher çekemiyorum yada..
ne yapabilirim diye kafayı patlatacak kadar düşünüyorum da 'zaman' ile yapabileceklerimi terazinin kefelerinde eşitleyemiyorum.
basit cümlelerle tabir etmem gerekirse çok sıkıldım.. devam etmek için birden fazla nedene ihtiyacım var sanırım. bulamazsam küsüp çekilesim var üstelik..
'oynamıyorum ben' diyesim...
24 Eylül 2012 Pazartesi
öyle bişey ki içimdeki; fitilinin ateşi çıkmadı elimden, söndürmek de gelmedi içimden...
içim parça parça, parçalar başka başka... bol noktalı yazmaya başladığımdan beri kafam karışık. çoktan seçmeli hayat sınavında başkasının kağıdından kopya çekmek üzereyken silkeledim gövdemi, lakin yine de karar veremedim.
çok mu fazla film sahnesi dönüyor hayatımda, çok mu kitap cümlesi.. peki teğet geçenler için, tam teğet noktasında sahnelerini hatırladığım, teğet geçişinin sonunda ise filmin başında geçen lafı söylüyor olmam... çok mu fazla?
tamam biraz karıştırmış olabilirim. ama sonuç değişmez; bu gece bu lafa güvenmek istiyorum:
"Boşver.Geçti hepsi."
içim parça parça, parçalar başka başka... bol noktalı yazmaya başladığımdan beri kafam karışık. çoktan seçmeli hayat sınavında başkasının kağıdından kopya çekmek üzereyken silkeledim gövdemi, lakin yine de karar veremedim.
çok mu fazla film sahnesi dönüyor hayatımda, çok mu kitap cümlesi.. peki teğet geçenler için, tam teğet noktasında sahnelerini hatırladığım, teğet geçişinin sonunda ise filmin başında geçen lafı söylüyor olmam... çok mu fazla?
tamam biraz karıştırmış olabilirim. ama sonuç değişmez; bu gece bu lafa güvenmek istiyorum:
"Boşver.Geçti hepsi."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)