şüphecilik denen şey doğru gibi anlatıldı ben küçükten beri. ben küçükten beri enli boylu bakmak gerektiğine inandım herşeye, doğru ancak böyle görülür dediler, enli boylu baktım, aklıma yattı, inandım. ben en çok bu huyumdan nefret ediyorum artık. doğruyu vericem deyip arafta bırakandan...
şüphe doğruyu her daim soruda arar. cevabı vaad ederken her soruda kudretlenir, yenisini filizlendirir. "peki ya öyleyse?", hemen ardından "peki ya değilse?". öyle bi matris kur ister ki, öyle katsayılar ver ki geri dönme, geçtikten sonra arkana dönüp bakma ister. sonra o matrisi öyle bi çöz ister ki, sorabileceğin tüm soruları sormuş omurgasını kurmuş ol ister çözümün. eksik kalan her soru geri dönerken bütün sistemi yeniden kurmanı gerektirir, kısır döngülere, kara deliklere düşersin sonra. burdan sonra şüphe zamanı unutturur, yörüngen şaşar, taraflarla arandaki zeminler kayar, sen tek başına arafta kalırsın.
şüpheyi kutsamıyorum artık, zamana açıldı gözüm çünkü. yine de araftan çıkmayı henüz başaramadım, zira evvela kara deliklerden,kısır döngülerden çıkmam gerek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder