Geçen gün Nar'ı izledim. konuya biraz bodoslama daldım galiba ama belki de böylesi daha iyi; laap diye dalmak gerek lafa.
evet, işte izledim. epeydir film izlemeyen bünyemin çektiği açlık karşısında filmin içine içine dalarım diyordum, kıyıdan kıyıdan yüzdüm. öncelikle dört duvar arasında üstelik bikaç saatlik zaman dilimini bi hayat kesidi olarak göstermek meşakatli işmiş gibi gelir bana. objeler kıymete biner; neyin nerde durduğu, durduğu yere odanın hangi köşesinden baktığımız, kim için, hangi lafa, duruma binaen oraya konduğu ayrı bi ehemmiyetle gelir. 'ara' ile 'nar' ı göz önüne alacak olursam ikisinde de, özellikle ara da hakkını vererek yaptığına inanırım.
nar'da, filmin daha başında; evine gelen tanımadığı, bakışları ve tavırları ve de sevgilisine dair soruları nedeniyle karşısında meraklı, telaşlı biraz da sabırsız oturan kadının tepesinde bi resim: bi yanda karikatür misali konuşma balonu gibi duran, diğer taraftan az sonra yere düşüp dağılacak taneleri barındıran, gözümde nar temsili olan şekiller. kapıcının geçmişinden ses veren cinlerden sonra kapatıldığı ayakkabı odasında yaktığı ışık ve hatırladığı yıkık ev. yatak başlığının hemen üzerindeki iki kadın konulu resim..
ve tam burda ara veriyorum:) akşam, belki yarın devam ederim. malum iş saati.. bu arada izlediklerimiz dinlediklerimiz gördüklerimiz geçerken bi yerinden tutup kulağından asmak lazım bi yerlere.. ondan biraz da yazmaya karar verdim sıkça. geriye dönüp okundukça başka bi tat bırakıyorlar, onu farkettim. sevgiliye yazılmış olur, arkadaşa elektronik mektup olur, fotoğraflara bakılıp uydurulmuş hikayeler olur...dönüp okundukça o gün güzel olur:)
Not düşmek, iz bırakmak iyidir. Başkası için olmasa bile, kendimiz için yol gösterici olabilir eski izler.
YanıtlaSil