15 Haziran 2011 Çarşamba

aslında bu şarkıyı epeydir dinlemiyodum, ama burda olmasa noksan olurdu sayfa.
bu aralar takıntılı olarak bowerbirds çalıyo bilgisayarımda. gruptan bahsederken şu özelliği şöyle iyi, şu tarafı şu kadar farklı diyemiyorum, ama bazı şarkıları garip bi şekilde, nasıl deseeem? damarımdan geçiyo. hah:)) biraz arabesk oldu ama öyle. severim ben bu lafı, inanırım üstelik: güzel bi şarkı insanın damarından geçer, göğsünü zorlar, boğazını yırtar... en yumuşak melodisi bile bunu yapar, yeter ki güzel olsun dinleyenin kulağında.

bazen kavilli sevdalıyız müzikle, bazen kanlı bıçaklı...kendimi çokça kaptırdım bi ara, gerçi hala uzağında sayılamam ya yoğunluktan yeni şeyler bulup çıkarma kısmı biraz geriledi bu aralar. sabah başlar temasımız, kahvaltıyla birlikte. sonrasında evden çıkar çıkmaz kulaklıklar kulağıma, sıkıldığımda derste, sonra yine yolda, gittiğim yerde çalan müzikte, en son gece yatarken yine kulağımda. ben insanlarla konuşurken de çalsa ya diye düşünürüm bazen, hayatın ritmine uysa, ağırdan aksa diye. çok abarttım bi ara, çook.. sonra kulaklarımı kaybedersem diye çocukça bi korkuya kapıldım, gerçi çocukça olduğunu söyleyip geçmek de biraz öyle ya neyse..
bazı şarkıları bazı yerlere, vakitlere gömdüm o yüzden. mesela oi va voi nin gömülü olduğu yerler var. aşağıdaki şarkının keza öyle. saymıycam, çok uzar şimdi.
exils filmi gelir aklıma müzikten bahsedince. adını hatırlamadığım oyuncu, müziğin kendisinin tanrısı olduğunu söylemişti. cesurca, doğrudan, kesin, kendini bilen bi tanım. bi de müziğin kudretinin farkında. hatırlayınca hayali bi kahraman da olsa söyleyen, söylenmiş olması gülümseten bi tanım.

bu arada unutmaya çalışıyorum ama iki gün sonra iş için görüşmeye gidiyorum, ilk. . hücrelerim derimi enine boyuna genişletmeyi bıraksa da büyüme kavramı niye peşimi bırakmıyo.
ben napıyorumm :(

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder