kepimi de attım, 6 gün önceydi ama şimdi yazasım geldi. garip bi gündü; kötü desem değil, iyi desem muhtemel o da değil. kendim istediğimden mi öyle olması gerektiğinden mi net değil ama güzel bi gün olsun istedim. sarkan, dökülen her bir parçasını topladım o yüzden, gerisin geri mandalladım; beceremediklerimi tükürükle yapıştırdım; hangi direği, kemiği, vidası eksik bilemediğim gecenin eksiğini tamamlayayım diye uğraştım.
çabaladım.
daha önceden hiç stadyumda maç izlememiştim, daha bunu yapmadan sahaya inip oynadım. koca sahaya düştüğüm vakit şaşırdım, kim, neye, niye inanıyo? tribünlere değdirdim elimi; yettim, yetiştirdim dediler. sahada gezdirdim öteki elimi; büyüdüm, tamım dediler. tribünün geçmişini aldım da sahanın geleceğini tahmin edeyim diye, gördüğümden düşen yüzümü kaldırmak için fikri öteledim. 'mezuniyet değil teslimiyet töreni bu' dedi kafamdaki, kovdum. şu kadar saat çalışacaksın, şu kadarcık tatil, ne yapmak istiyodun nereye gidiyosun soruları dolu misali ani ve sert düştüler kafama. durun dedim, kulaklarımı tıkadım, az biraz durun dedim, dinlemediler. yüzüm de düştü omuzlarımda.
bu kadar kalabalık, üstüne yalnızlık. hastanelerin karınca gibi insan kaynadığı zamanlardan birinde annemi kaybetmiştim o kalabalık koridorlarda. nasıl büyümüştü kalabalık, ummanlaşmıştı. o vakitlerdeki gibiydim, bulsam da annemi öylece yanında otursam dedim. ama şu da var ki; yüzeyden uzaklaştığımda vurgun yemeden çıkmıyorum su yüzüne. artık sonrası kadar vurgunu da seviyorum.
ne kepime ne cübbeme yükledim o yılların anlamını, hayatıma yedirdim neyi var neyi yoksa, ne gördüm ne yaptıysam. noksanı arkada boynu bükük kalsa da ben ölmedim daha.
normal bi yazı biter gibi bitiremiycem bu yazıyı. zira geçen yılların, yüzlerin, olan bitenin, sürüp gidenin yazısıymış gibi görünse de ne bu yazı o kadar kudretli, ne de ben böyle bi yazı yazmaya istekliyim. çünkü her yazıya bi son gerek, ama ben kahin değilim ki bitmeyen bi şeyin sonunu yazayım...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder