14 Haziran 2011 Salı

okulun giriş kapısıyla birlikte başlayan demir parmaklıkla çevrilmiş büyüükçe bi bahçe var. bahçenin hemen başladığı yerde yine parmaklıkların içinde bi aslan heykeli; oturmuş,pençelerini öne doğru uzatmış,sert bakışlı bi heykel. etrafı, mevsimine göre, ya çimen kaplı, uzunlu kısalı otlarla ya da sarı yapraklarla çevrili. arada uzun, çalıya benzer sert otlar da biter sağında solunda. etrafı hep değişken, aslan hep yerinde...okula girerken aslanla başlar bahçe, türünü bilmediğim uzun ağaçlar, üstelik bi bahçe için fazla sık dikilmişler. aydınlıksa etrafın, küçük patikalar görünür, ama insan ayağı sürtmemiş gibi o patikalardan; toprak, ot, yaprak kapasa da üstünü, nizami çizgilerle kurulu patikalar bunlar.
hızını kesmeden yürümeli bu bahçenin kıyısından; başın gövdene 90 derece, gövden gideceğin yere dönük başın bahçeye gömülü, düşücem diye korkup çevirmeden geçmeli kıyısından. çok değil bikaç saniyeye bahçe ormana evriliverir. gündüzse gezmelerdesin, ormana gelmişsin. anlık, sepetsiz pikniktesin.
geceyse bi başka, ağaçların arkasını sen dolduruyosun; insan, yaratık..sana kalmış. korkulucak gibi değil ama, el vermişsin de canlanmış, üflemişsin de hayat bulmuş gibi, yaratmışsın gibi yani. senden olanı izliyomuşsun gibi.
gündüzse rehavetine bırak kendini, patikaların sırrını çözmeye çalış. sorma ama kimseye, sen bul...
geceyse gördüğünü anlat, duyduğunu falan, ne varsa dinler. izlediğin filmi anlat, filmle birlikte içine oturanları. karanlık ne de olmazsa, derin orman ne de olmazsa, dinler, yazık ki sadece dinler. çıkarken aslana söyle dediklerine sahip çıksın.

bahçe boyu yokuşun inişini-çıkışını başkalaştırmak için kurmuş olabilirim bu ormanı. ya da çocukluğumdan bu vakte izlediğim fantastik filmlerin etkisi de olabilir. bilemiyorum. fakat,  gündüzleri içime çekiyorum gerçekliğini, geceleri içine üflüyorum zihnimdekileri. orman bile olmayan sık ağaçlıklı bi bahçede, bi yok oluyorum, bi çok oluyorum... oyun oynuyorumm...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder