ilkokulda okuduğumuz şu resimli kitaplar geldi aklıma, üstelik yine okuyasım, resimlerine bakasım var :) cümle mahlukatın dile geldiği kitaplar. ağaç kovuğunda, mantar gövdesinde, toprak dibinde hepsi kendince konforlu evler.. şehre misafir tarla fareleri, keşfi diyar eyleyen 2. kuşak şirinler, çiçekten çiçeğe uçan ve kendi ot ormanlı dünyasından bi büyüğü olana gide gele öğrenen, eğlenen arılar, türlü formatlarda sunulan çizmeli kediler, köstekli saatli tavşanlar, kurbağalar, kaplumbağalar, karıncalar... gelseler de sohbet etsek biraz, hasretleşsek. özledim galiba çokça...
niye yazdım bunları, nerden geldi bu istek? ne biliym, ben erteledikçe sağımdan solumdan dürten işlerden kaçmak için olabilir, gördüğüm dünyanın renkleri gittikçe griye boyandığı için olabilir, napıcam ben şimdi diye koca bi hayatı değiştirmek meselesi karşısındaki aczimi, isteksizliğimi kovmak için de olabilir. evet, hepsi birden olabilir. ağustos böceğine karşın karıncanın hileli galibiyetini sağlamam ve hepsinden önce benim de bu galibiyete inanmam gerek galiba...
"ben çalışmaya çoktan yüz çevirdim...çünkü o zaman insanın günleri hep dert, emeği keder oluyor, geceleri bile yüreği rahat etmiyor. "
kosmos filminde battal ın çalışmakla ilgili dediklerinin hepsini benimsemesem de bu kısım ağustos böceğine hayranlık sebebimin cevaplarından biri, ama sadece biri...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder