21.10.2011 tarihinde yazıldı...
Plazaların arasında, üstümden yanımdan arabalar, altımdan
metrolar geçerken ağlamaktan korkmadım. Gözümün yaşı utanacak yanımın değil
öfkemin göstergesidir çünkü. Dibimdeki
binalarda kocaman kararlar alınıyor, az evvel o kararları alıp bir parkur üste
geçebilmek için çaba gösterenler şimdi bi uzanımlık mesafemden yürüyorlar.
Bugün onların hiç birine bakarken kızmadım, ağırdan anlamaya başlıyorum çünkü. Sağlamaya
çalıştıkları prestijler ne demek, neden ilgili ilgisiz bütün bilmem ne
gecelerine, bilmem ne toplantılarına bu kadar istekle katılıyorlar, niye böyle
sıkıntılı kıyafetler giyip rahatsız şekillerde yürüyorlar, neden ilgilerini
bile çekmeyen konulara dair üstünkörü de olsa bişeyler söylemeye çabalıyorlar
ya da neden metropolün göbeğinde kocaman jiplere biniyorlar. ‘Hepsi için
üzülüyorum, zira onlar aslında buna mecbur’ diyemiyorum maalesef. Buradan
bakınca seçemiyorum ama bana öyle geliyor ki kimileri kurban kimileri cellat bu
insanlar arasında. Yine buradan bakınca öyle geliyor ki kurbanlar azınlıkta ve
çoğunluğa katılmak gerektiğini düşündüklerinden hızla taraf değiştiriyorlar.
Ben bugün üzüldüm. Kızdım bi de kendime, yolumu uzattım
çokça yürüdüm, ‘arcade fire’ vardı kulağımda, funeral diye bağırıyordu. Uygundu.
Ben lisedeyken üniversiteye girene kadar çekilecek acılara, sıkıntılara karşı
gösterilecek çabaların kutsallığına dair onlarca özlü söz söylediler,
dershaneler birbirleriyle yarıştılar, dergiler yayınlayıp içlerine bastılar bu
lafları. Ben üniversiteye girdiğimde başta kurtulamadım etkisinden bu sözlerin,
verdiği gazla iyi dönemler de geçirdim. Sonra birden bire bıraktım, yani
onların iyisi olmak için uğraşmaktan vazgeçtim. Benden yazdırdığı notu harfiyen
sınavda yazmamı isteyen, tek bir yorumumu dahi kabul etmeyen hocalara küstüm,
çünkü bence böyle değildi mühendis olmak. Oradan sonra ipler koptu zaten,
ortalama notlarla geçen, derslere katılan fakat ekstra projeler üretmeye hevesi
kalmamış, niye bu meslekte olduğunu sorgulamaya devam eden biri oldum. Bugün
bunları düşünüp kızdım kendime. Niye gerçek dünyayı hesaplarına katmıyorsun diye,
niye birine bu kadar çok aşık oluyorsun üstelik olunmaması gereken birine diye,
niye bu kadar çok müzik dinliyorsun yada film izliyorsun, niye yazıyorsun diye,
ya da bu zamana kadar niye bu insanları eleştirdin onlarla çalışmak zorunda
olduğunu bile bile, neyine güvendin bunları yaparken dedim, öfkelendim kendime.
Bi yandan da başka türlü olmayacağını düşündüm, hala müzik dinliyordum.
Sonra geçmiş üzerinde değişikliğin mümkün olmadığı genel
bilgisini kullanarak, sadece hakkında bişeyler karalayabileceğimin
farkındalığıyla sonrasını düşünmeye başladım. Hızlı planlar; girilecek dil
sınavları, yurtdışına çıkışın zorlanması, yüksek lisans bahar dönemi
başvuruları, kpss, kurs seçenekleri, eş dost akraba yoklaması gibi. Buradan
sonra gözü kapalı hareket etmek, daha doğrusu gözünü kendine çevirmemek,
özellikle eş dost yoklaması kısmında.
Bu arada ben bi ay kadar önce bi iş görüşmesine daha gittim.
Proje sorumlusu, orta yaşlı, sevimli bi kadındı benimle görüşen kişi. Biraz
beklemek zorunda kaldım, işlerinin çok olduğunu söyledi. Sonra görüşme başladı,
kendime dair bikaç soru, okul eğitim bilgileri gibi. İlgilendiğim alanlardan
bahsetmemi istedi, kitap okuyup okumadığımı, takip ettiğim aktivitelerin olup
olmadığı. Şimdi bakınca hala şaşırıyorum ama biraz fazla rahat davrandım
galiba. Öyle bi hale geldim ki kadınla sohbete gelmişim gibi hissettim, arada
espriler falan. Kadın bana kitap okuma alışkanlığımdan bahsetmemi, en son
okuduğum kitapları sordu. Barış bıçakçı-bizim büyük çaresizliğimiz’i okumuştum
en son, öncesinde Ayfer tunç-evvel otel vardı. Son kitabı anlatmamı istedi,
fark ettiğimde anlatmaya kendimi kaptırmıştım bile, sonraki kitaba geçmedik iyi
ki. Tabi bu pek iyi bişey değil işveren için, yoğun çalışma koşulları altında
çalışıyoruz, sanat zaman ister, zaman ayırabilecek misiniz sorusu arkadan
patladı. Ben sevimli görünüşlü kadın karşısında sohbet haline bürünmüş ortamı ne
kadar toplamaya çalışsam da pek bişeye yaramadı çabalarım, çok da kasmadım ben
de. Bittiğinde napalım yani diyordum kendime, kadın maskeyle gelmiş, kurumsal
kimlik altta kalmış, olamaz mı yani? Pozisyonun durumu hala netleşmemiş ama
benim pek ümidim yok.
Bunları buraya
yazıyorum. Niye tam olarak cevap veremiyorum ama burada dursunlar istiyorum.
Sonunda gözümde dünya nasıl bi yer olur, ben dünya üzerinde nasıl bi insan
olurum anlamak için referans noktası gerek. Buraya düştüğüm notlarla cevap
arıyorum. Ha bi de ‘baş’ ve ‘son’ konularında ciddi problemlerim var, hala
düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder