23 Ekim 2011 Pazar


21.10.2011 tarihinde yazıldı...

Plazaların arasında, üstümden yanımdan arabalar, altımdan metrolar geçerken ağlamaktan korkmadım. Gözümün yaşı utanacak yanımın değil öfkemin göstergesidir çünkü.  Dibimdeki binalarda kocaman kararlar alınıyor, az evvel o kararları alıp bir parkur üste geçebilmek için çaba gösterenler şimdi bi uzanımlık mesafemden yürüyorlar. Bugün onların hiç birine bakarken kızmadım, ağırdan anlamaya başlıyorum çünkü. Sağlamaya çalıştıkları prestijler ne demek, neden ilgili ilgisiz bütün bilmem ne gecelerine, bilmem ne toplantılarına bu kadar istekle katılıyorlar, niye böyle sıkıntılı kıyafetler giyip rahatsız şekillerde yürüyorlar, neden ilgilerini bile çekmeyen konulara dair üstünkörü de olsa bişeyler söylemeye çabalıyorlar ya da neden metropolün göbeğinde kocaman jiplere biniyorlar. ‘Hepsi için üzülüyorum, zira onlar aslında buna mecbur’ diyemiyorum maalesef. Buradan bakınca seçemiyorum ama bana öyle geliyor ki kimileri kurban kimileri cellat bu insanlar arasında. Yine buradan bakınca öyle geliyor ki kurbanlar azınlıkta ve çoğunluğa katılmak gerektiğini düşündüklerinden hızla taraf değiştiriyorlar.

Ben bugün üzüldüm. Kızdım bi de kendime, yolumu uzattım çokça yürüdüm, ‘arcade fire’ vardı kulağımda, funeral diye bağırıyordu. Uygundu. Ben lisedeyken üniversiteye girene kadar çekilecek acılara, sıkıntılara karşı gösterilecek çabaların kutsallığına dair onlarca özlü söz söylediler, dershaneler birbirleriyle yarıştılar, dergiler yayınlayıp içlerine bastılar bu lafları. Ben üniversiteye girdiğimde başta kurtulamadım etkisinden bu sözlerin, verdiği gazla iyi dönemler de geçirdim. Sonra birden bire bıraktım, yani onların iyisi olmak için uğraşmaktan vazgeçtim. Benden yazdırdığı notu harfiyen sınavda yazmamı isteyen, tek bir yorumumu dahi kabul etmeyen hocalara küstüm, çünkü bence böyle değildi mühendis olmak. Oradan sonra ipler koptu zaten, ortalama notlarla geçen, derslere katılan fakat ekstra projeler üretmeye hevesi kalmamış, niye bu meslekte olduğunu sorgulamaya devam eden biri oldum. Bugün bunları düşünüp kızdım kendime. Niye gerçek dünyayı hesaplarına katmıyorsun diye, niye birine bu kadar çok aşık oluyorsun üstelik olunmaması gereken birine diye, niye bu kadar çok müzik dinliyorsun yada film izliyorsun, niye yazıyorsun diye, ya da bu zamana kadar niye bu insanları eleştirdin onlarla çalışmak zorunda olduğunu bile bile, neyine güvendin bunları yaparken dedim, öfkelendim kendime. Bi yandan da başka türlü olmayacağını düşündüm, hala müzik dinliyordum.
Sonra geçmiş üzerinde değişikliğin mümkün olmadığı genel bilgisini kullanarak, sadece hakkında bişeyler karalayabileceğimin farkındalığıyla sonrasını düşünmeye başladım. Hızlı planlar; girilecek dil sınavları, yurtdışına çıkışın zorlanması, yüksek lisans bahar dönemi başvuruları, kpss, kurs seçenekleri, eş dost akraba yoklaması gibi. Buradan sonra gözü kapalı hareket etmek, daha doğrusu gözünü kendine çevirmemek, özellikle eş dost yoklaması kısmında.

Bu arada ben bi ay kadar önce bi iş görüşmesine daha gittim. Proje sorumlusu, orta yaşlı, sevimli bi kadındı benimle görüşen kişi. Biraz beklemek zorunda kaldım, işlerinin çok olduğunu söyledi. Sonra görüşme başladı, kendime dair bikaç soru, okul eğitim bilgileri gibi. İlgilendiğim alanlardan bahsetmemi istedi, kitap okuyup okumadığımı, takip ettiğim aktivitelerin olup olmadığı. Şimdi bakınca hala şaşırıyorum ama biraz fazla rahat davrandım galiba. Öyle bi hale geldim ki kadınla sohbete gelmişim gibi hissettim, arada espriler falan. Kadın bana kitap okuma alışkanlığımdan bahsetmemi, en son okuduğum kitapları sordu. Barış bıçakçı-bizim büyük çaresizliğimiz’i okumuştum en son, öncesinde Ayfer tunç-evvel otel vardı. Son kitabı anlatmamı istedi, fark ettiğimde anlatmaya kendimi kaptırmıştım bile, sonraki kitaba geçmedik iyi ki. Tabi bu pek iyi bişey değil işveren için, yoğun çalışma koşulları altında çalışıyoruz, sanat zaman ister, zaman ayırabilecek misiniz sorusu arkadan patladı. Ben sevimli görünüşlü kadın karşısında sohbet haline bürünmüş ortamı ne kadar toplamaya çalışsam da pek bişeye yaramadı çabalarım, çok da kasmadım ben de. Bittiğinde napalım yani diyordum kendime, kadın maskeyle gelmiş, kurumsal kimlik altta kalmış, olamaz mı yani? Pozisyonun durumu hala netleşmemiş ama benim pek ümidim yok.

Bunları buraya yazıyorum. Niye tam olarak cevap veremiyorum ama burada dursunlar istiyorum. Sonunda gözümde dünya nasıl bi yer olur, ben dünya üzerinde nasıl bi insan olurum anlamak için referans noktası gerek. Buraya düştüğüm notlarla cevap arıyorum. Ha bi de ‘baş’ ve ‘son’ konularında ciddi problemlerim var, hala düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder